Sürekli Bir Varoluş: Félix González-Torres
di // pubblicato il 02 Novembre, 2011
12.İstanbul Bienali’nin önceki yazıda sözünü etmeye başladığımız İsimsiz bölümlerinden, İsimsiz (Soyutlama), González-Torres’in "İsimsiz" (Kan Tahlili-Sürekli Düşüş) (1994) adlı bir eserinden hareket ediyor. Eserdeki ızgara, sanat tarihinde alışılageldik kullanımının tersine yeni bir anlam kazanıyor. İsimsiz (Soyutlama) kendi içinde büyük farklılıklar barındıran işlerden oluşsa da bazı işler Gonzales-Torres’in eserine olan yakınlıklarıyla dikkat çekiyor: Özellikle de Gabriel Sierra, Mona Hatoum, Theo Craveiro, Cevdet Erek ve Rivane Neuenschwander’in işleri, ızgara formlarıyla Gonzanles-Torres’in, bir AIDS hastası bedenin güçten düşüşünü yansıtan bu işini çağrıştırıyorlar.

Dóra Maurer fotoğraf evrenini yaratırken geometriden faydalanıyor, Yedi Kere Döndürme (1979)' de bir sarmalmışcasına sürekli biçimde çoğalarak devam eden fotoğraflar tekrarın nasıl bir yenilik biçimine dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Serginin tüm bu bölümü Alexander Gutke'nin 16-mm'lik filmi Garabet (2010) ile çevrilip, köşelerinden bir çerçeveyi andırırcasına vurgulanıyor.
Bireye pasaportsuz ve özgürce gezme şansı verecek biçimde sınırlardan arındırılmış bir dünya olası mıdır? İsimsiz (Pasaport), gezmeye ve gezginin yabancılaşmasına odaklanıyor ve 11 Eylül sonrasında ulusal, politik ve ideolojik engelleri aşmanın çok da kolay olmadığı bir dünyada birey üzerindeki kontrol mekanizmalarını sorgulatıyor.

Bozulmuş ve yeniden kurgulanmış dünya haritaları, kimlik kartları, birçok ayrımcılığa sebebiyet veren pasaportların yeniden sunulmuş biçimleri, terk edilmiş valizler (Lara Favaretto), hayali bir özgürlük alanı (Antonio Dias) ve kontrol edip belgeleyen topluma dair bazı belgeler...

Yine Gonzales Torres, İsimsiz (Silahla Ölüm) bölümüne isim veren işinde 1-7 Mayıs 1989 tarihleri arasında ABD'de silahla ölen tüm kayıpların kimlik belgelerini üstüste koymuş. Eser, bu cinayetlerin sürekliliğinin bireyde yarattığı duyarsızlaştırıcı etkiyi ve bu olayların olağanlığını kırmak amacıyla esere yaklaşmayı ve onunla temasa girmeyi gerektiriyor. Serginin bu bölümünün ana temasını silahlar oluşturuyor: ''Katil, kurban ve silah'' tüm eserlerin baş kahramanları.
Akram Zaatari Haşim el Madani: Stüdyo Uygulamaları (2007) ile Lübnan'da Saida'ın eski bir fotoğrafçısının arşivinde bulduğu bazı fotoğrafları ortaya çıkarıyor. Askeri kıyafetleri giyip eline silah almış olmanın hazzı içindeki insanlar, 16 fotoğrafta bir militarizm retrospektifi sunuyorlar.
Chris Burden'ın Ateş Et (1971) 'i bir arkadaşı tarafından kolundan vurulan sanatçının, tam da yaralanma halinin belgelenmesine dayanıyor. Søren Thilo Funder, Zamanı Yakala (Seçilmiş Sayfalar) (2010) ile yine bir belgelemeyi, bu sefer bir Kara Panter üyesinin günlüğünü sergiliyor. Tüm bu anıları silerek geriye sadece silah kelimesini bırakıyor.
1. Dünya Savaşı'ndan kalma yediyüz adet boş Howitzer mermi, II.Dünya Savaşı'na ait kurşun delikleriyle dolu yorgan, 1948 savaşında ölen İsrailli bir savaşçıya ait bir yatak örtüsü sırasıyla Chris Martin'in Obüs Mermi Kovanları II (Obussen II, 2010), Rózsa Polgár'ın Asker Örtüsü 1945 (1980) ve Ella Littwitz'in İsimsiz (Çarşaf) (2010) eserlerinin malzemelerini oluşturuyorlar.
![Renata Lucas, Failure [Falha]](http://www.artearti.net/?ACT=34&fid=38&d=2863&f=istanbul_8_ph_nathalie_barki_03.jpg)
Kişisel sunumlar arasında Renata Lucas'ın, Fay Hattı [Falha], 2003, kıvrılabilir, elastiki bir düzlem sunarken izleyici üzerinde yürüdüğü zemine onu ayakta bırakmayacak bir etki bırakıyor. Düzlem, izleyicinin adımlarıyla şekilleniyor.
Edgardo Aragón, Aile Etkileri [Efectos de Familia], (2007–2009) adlı eserinde, 13 küçük hikaye üzerinden suç ve yolsuzluk ile yakından ilişkisi olan ailesinin hikayesine değinip, tüm yaşananların ülkesindeki ekonomik krizle olan ilişkisine dikkat çekiyor.
William E. Jones, Iskarta, 2009 ile Kırsal Güvenlik İdaresi'ne ait ıskarta negatifleri bir araya getiriyor. Dağıtımını engellemek amacıyla ortalarından delinen bu negatifleri ard arda getiren Jones, orta parçaları eksik film karelerini video biçiminde yeniden sunuyor.
İtalya'dan Letizia Battaglia, Palermo'nun mafya ile ilişkilendirilen sokaklarını sunuyor, Tina Modotti ise cesur fotoğraflarıyla güçlü ve duyarlı dokunuşunu hissettiriyor.

12. İstanbul Bienali tüm dünyadan gelen eser zenginliğiyle,özellikle Latin Amerika ve Orta Doğu'ya odaklanarak birçok yenilik sunup, özellikle Ryue Nishizawa'ya ait mimari tasarımıyla büyük dikkat çekiyor. Biçim ve estetik boyut her eserde ön plandayken, politikayla yakın ilişki varlığını her daim hissettiriyor. Yine González-Torres’e yapılan bir gödermeyle, bireysel ve politik olan arasındaki doğrudan ilişkiyi vurguluyor.